> Yazara Göre Listeleme > S > Prof. Dr. Süleyman Derin > Merhamet Müslümanın Karakteridir
Prof. Dr. Süleyman Derin
Gösterilen makaleler: 1 ile 15 arası 1 2 3 4 5 6 7 Sonraki Sayfa >
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Merhamet Müslümanın Karakteridir
Prof. Dr. Süleyman Derin
2013 - Aralık, Sayı: 334, Sayfa: 028

Allah Teala, kendisini yüce kitabında en çok “rahman” ve “rahim” yani merhamet sıfatları ile tanıtır. Aynı şekilde Peygamberimizin (s.a.v) de “rahmeten lil alemin” yani alemlere rahmet olarak bize gönderildiğini bildirir. Bunun tabii neticesi ise Müslümanın başkaları ile ilişkisinde en fazla öne çıkan tarafının merhamet ve sevgi olması gerekliliğidir. Nitekim Allah Teala sahabe-i kiramı ruhemâ olarak tasvir etmiştir. İmam-ı Rabbanî Kuran’da müslümanların da bu şekilde tasvir edilmesinden yola çıkarak dinin tüm taraflarının ana renginin merhamet ve sevgi olduğunu III. Cild 24. mektupta şöyle ele almıştır:

“Muhammed, Allah’ın peygamberidir. Onun beraberindekiler ise, kafirlere karşı çok çetin, kendi aralarında son derece merhametlidirler. Onları cemaatle rükû ve secde ederek, Allah’ın lütfunu ve hoşnutluğunu dilerken görürsünÉ. (Fetih, 29)” Allah Teâlâ bu âyette; birbirlerine karşı rahmet ve muhabbet içinde olmaları sebebiyle beşeriyetin Efendisi’nin ashabını övmüştür. Zira “ruhamâ” kelimesinin tekil hali olan “rahim” kelimesi merhamette, en ileri derecede bulunma manası ifade eder. Ayrıca kelimesi rahim sıfat-ı müşebbehe olması sebebiyle merhamet de süreklilik ifade eder. Onların birbirlerine gösterdikleri bu merhamet/sevgi hem Peygamberimiz sağ iken hem de vefat ettikten sonra devam etmiştir. Onların merhamet ve muhabbetine ters düşen her şey dâimi surette onlardan uzaklaştırılmıştır. Başka bir deyişle onların birbirlerine, kin, haset ve düşmanlık gibi duygular içinde olma ihtimalleri sürekli olarak imkansız hale gelmiştir.

İmam’a göre ashabın merhametli olması meselesi sadece meşhur sahabilerin özelliği değildir. Ashab-ı kiramın tümü birbirlerine karşı merhametlidir. Zira ayette geçen, Çvellezîne meahuÈ yani “onun yanındakiler” kelimesi istiğrak/kapsayıcılık ifade eder, yani ayet Hazreti peygamberin yanındaki tüm sahabenin merhametli olduğunu haber vermektedir.

Sahâbe-i kiramın hepsi bu güzel merhamet sıfatıyla muttasıf olunca, sahabenin önde gelenlerinin durumu acaba ne kadar fazladır onu bir düşünmek lazım! Şüphesiz bu sıfat onlarda tam ve en kâmil şekliyle görülmektedir. Bundan dolayı Efendimiz (s.a.v.), “Ümmetim içinde onlara karşı en merhametli olan kimse Ebu Bekir’dir” (Tirmizî, nr. 3790) buyurmuştur. Hz. Ömer Faruk’la ilgili olarak da: “Benden sonra peygamber gelecek olsaydı, o peygamber Ömer olurdu”. taltifinde bulunmuştur. Bu durumda, bir peygamberde bulunması gereken her tür üstün özellik Hz. Ömer’de (r.a.) toplanmıştır. Ancak Allah Resulünün son peygamber olması sebebiyle peygamberlik devri kapandığı için, peygamberlik makamıyla şereflenememiştir.

İmam hazretleri bu hadisin yorumunda peygamberlik için en önemli vasfın merhamet olduğunu ifade eder. Bu durumda Hz. Ömer de aynen Hz. Ebu Bekir gibi son derece merhametli birisidir. Onlar bazı aşırı mezheplerin iddia ettiği gibi kin öfke gibi kötü vasıflarla vasıflanamazlar. Peygamberliğin gereklerinden birisi halka karşı son derece şefkatli ve merhametli olmaktır. Durum böyle olunca Kâinatın Efendisinin (s.a.v.) sohbetiyle ve onun merhametiyle şereflenmiş bir topluluktan şefkate ve merhamete zıt düşen rezilliklerin, haset, kin, öfke ve düşmanlık gibi kötü huyların ortaya çıkması nasıl düşünülebilir! Zira onlar bütün ümmetlerin en hayırlısı olan bu Ümmet-i Muhammed’in içindeki en üstün insanlardır... Bütün dinlerin hükmünü ortadan kaldıran İslam’ın en kıdemlileri ve önde gelenleri onlardır. İmam’a göre bizzat Allah tarafından tezkiye edilen ashabın, iyiliklerden uzak bir toplum olduğunu düşünmek ilahi beyana aykırıdır, ona göre Ümmeti Muhammed’in en hayırlı ümmet olmasının sebebi; onların insanlara ve hatta tüm canlılara karşı hissettikleri derin sevgi ve merhamettir: Ümmet-i Merhumedin en alt seviyedeki fertleri için bile utanılacak haller iddia edildiği gibi ashabda olsaydı, onlar bu ümmetin en üstünü olabilirler miydi? Bu ümmet hangi sebeple en hayırlı ümmet olmuştur?...Bu ümmetin velîlerinin sohbetinde ve manevi terbiyesinde bulunanlar bile kin nefret gibi çirkinliklerden kurtulabilirken, bütün ömürlerini, peygamberlerin en hayırlısının sohbetinde geçiren, mallarını ve canlarını onun dinini güçlendirmek, yüceltmek ve Allah’ın ismini yüceltmek için severek feda eden bir topluluğun bu tür kötülüklerle mevsuf olduğunu zannetmek nasıl mümkün olur? Ancak, Allah muhafaza, beşeriyetin en hayırlısının büyüklüğü ve yüceliği yok sayılırsa ve O’nun sohbetinin, ümmetinin velîlerinden birinin sohbetinden daha az tesirli olduğu farz edilirse ancak bu durumda bunu düşünmek mümkün olabilir. Biz böyle çirkin bir düşünceye sahip olmaktan Allah Teâlâ’ya sığınırız. İmam ayrıca yukarıdaki fikirlerini tasdik etmek için Ehl-i sünnetin veliler hakkındaki inancını bizlere hatırlatır. Buna göre ümmetin içinde hiçbir veli sahabeden herhangi birinin mertebesine ulaşamaz. Buradan yola çıkarak da sahabeye merhametsizlik, hıyanet etme gibi iftiralarda bulunan mezhepleri eleştirir: Bazıları Hz. Peygamberin (s.a.v.) ashabının; Hz. Ali’ye muhalif olanlar ve Hz. Ali’nin yanında olanlar şeklinde iki fırka olduğunu zannediyor. Onlara göre, bu fırkalardan her biri diğerine karşı düşmanlık, kin ve nefret duyguları taşımaktadır. Sahabeden bazısı takiyye gereği ve bazı çıkarlarını düşünerek içlerindeki kötü duyguları gizlemiştirÉ İnsaf etmek lazım! Çünkü meselenin böyle olduğu düşünülürse her iki fırkaya da dil uzatılmış olur... Her iki fırka da bu çirkinliklerle vasıflanmış olur. O zaman bu ümmetin en faziletlileri bu ümmetin en şerlileri durumuna düşürülür; Böyle bir vehimden hareketle, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’i (r.anhümâ) şerle anmak ve din büyüklerine uygunsuz şeyler nisbet etmek hangi insafa sığmaktadır?! Netice olarak Kuran’ın beyanı üzere Rabbimizin, Peygamberimiz ve ona tabi olan müsümanların ana karakteri merhametli olmak, acımak ve sevmektir. İslam sevgi ve merhamet dinidir. Bunun dışında müslümanlara, Peygambere ve Allah Teala’ya başka bir vasıf yakıştırmak, ya cehalet ya da kasıt sonucudur. Hristiyanların iddia ettiği gibi sevgi ve fedakarlık sadece onlara ait değildir, bilakis bu dengeli bir şekilde müslümanların karakteridir.