> Yazara Göre Listeleme > S > Doç. Dr. Sadrettin Gümüş > Bir İnsanda İki Kalb Olmaz
Doç. Dr. Sadrettin Gümüş
Gösterilen makaleler: 1 ile 1 arası
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Bir İnsanda İki Kalb Olmaz
Doç. Dr. Sadrettin Gümüş
1993 - Mart, Sayı: 085, Sayfa: 021

İslam'dan önce Araplar, zeki ve akıllı kimselerde iki kalp bulunduğuna inanırlardı. Nitekim, Mekke'de Cemil b. Üseyyid adında bir şahıs, kendisinin iki kalbinin bulunduğunu söylüyor ve bu sayede olayları Hz .Muhammed (s.a.)den daha iyi anladığını iddia ediyordu. İşte bu saçma inancı ortadan kaldırmak için Yüce Allah mealen şöyle buyurdu:

"Allah hiç bir adamda iki kalp yaratmamıştır."

Bu ayet-i kerime. İslam toplumunun hayat nizamını anlatan Ahzab süresinin 4. ayetidir. Bu sürenin ilk ayetlerinde Peygamber (s.a)'e Allah'dan korkması, kafir ve münafıklara boyun eğmemesi ve yalnız Allah'a tevekkül etmesi emredildikten sonra bu ayette, Arap toplumunda yerleşmiş bulunan bu inancın batıl olduğu anlatılmıştır. Çünkü söz konusu inanç,toplumu iki yüzlülüğe ve münafıklığa götürmektedir.

Evet, Yüce Yaratıcı hiçbir insanda iki kalp yaratmamış ve hiç kimseye iki vicdan vermemiştir. Dolayısıyla kişi aynı anda iki aynı şeyi düşünemez. Bir şeyin hem hak hem de batıl olduğunu kabul edemez. Hem haktan yana hem de batıldan yana tavır koyamaz. Hem haklının hem de haksızın yanında yer alamaz. Hatta tarafsız dahi olamaz. Çünkü hak ve batıl karşısında tarafsız olmak, her ikisinin de doğru veya her ikisinin de yanlış olabileceğini kabul etmek demektir ki bu da mümkün değildir. Bu sebeple mezhebimizin imamı Ebu Hanife demiştir ki "Kalp, ya hakka inanır veya batıla. Bu ikisinin ortasında bulunması yani tarafsız olması imkansızdır" Ünlü tefsirci Elmalılı Hamdi Yazır da şöyle der: "Hiçbir kimseye iki vicdan verilmemiştir, hiçbir adam kalbinde bir (şey)e iki demez. Hakkın birliğinin şahidi olan bu, "kalp ve vicdan birliği" her duygunun ve her bilginin en esaslı kanunudur... Bu olmasaydı insan kendini tanıyamazdı."

Şu halde insanın tek kalbi vardır. Kalbi tek olan insanın hedefi ve onu bu hedefe götüren yolu tektir. Bu da orta yol denilen "Sırat-ı müstakimdir" Yüce Allah mealen şöyle buyurur: "Kuşkusuz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun, çeşitli yollara uymayın. Sonra (o yollar) sizi Allah'ın yolundan ayırır, işte aklınızı kullanasınız diye Allah size bunu emr ediyor."

Bir tek kalbi olan insanın tek ilaha tapması, tek dine ve tek kitaba inanması, tek kıbleye ve tek hedefe yönelmesi gerekmektedir. Bunun aksini yapmak münafıklık olur. Bunu yapan da münafıktır. Münafık, ikiyüzlü yani görünüşte müslüman, kalben kafir kimse demektir. Münafık, şahsiyeti bozulmuş, karakteri dejenere olmuş, hak ile batıl arasında bocalayıp duran kimsedir. Bukalemun gibi bulunduğu ortama göre renk alır. Bulunduğu mahfillere göre inanç gösterisinde bulunur. Dindarların yanında dindar, dinsizlerin yanında dinsiz, eyyamcıların yanında ise eyyamcıdır. Bulunduğu her yerde farklı davranışlar sergiler. Bu tür insanların belirli değer ölçüleri yoktur. Hiçbir ahlak kuralına bağlı değillerdir, "menfaatleri neyi gerektirirse onu yaparlar. Menfaatlerini elde etmek için meşru veya gayri meşru her türlü vasıtaya başvurmaktan çekinmezler.

Peygamberimizin zamanında Medine'de bunların tipik örnekleri çokça görülmüş ve Kur'an diliyle bunların sapık oldukları bildirilmiştir. Bunlar hakkında Yüce Allah şöyle buyurur:

"Şüphesiz münafıklar Allah'a oyun etmeye kalkışıyorlar. Halbuki Allah onların oyunlarını başlarına çevirmektedir. Onlar namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar, Allah'ı da pek az anarlar.

Bunlar (hak ile batılın) arasında bocalayıp durmaktadırlar. Ne onlara (bağlanıyorlar) ne de bunlara. Allah'ın şaşırttığı kimseye asla (çıkar) yol bulamazsın. Şüphe yok ki münafıklar cehennemin en alt katındadırlar. Artık onlara asla bir yardımcı bulamazsın." (Nisa Süresi, 142-145).

İşte bu ayetler ikiyüzlü insanların yani münafıkların şahsiyetlerini, davranışlarını ve bunların sonuçlarını gayet açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Halbuki kişi din, ahlak ve hukuk kurallarına sahip olmalı ve bunları yaşamalıdır. Herhangi bir dine gerçek manada inanmış bir kimsenin olaylar karşısında inancından soyutlanarak onları değerlendirmesi mümkün değildir. Onun bir tek ölçüşü vardır; ya hakka inanır veya batıla... Kişi gerek tek başına, gerekse aile ve toplum içerisinde, bu ölçü ile yaşar. Gizli veya açık olarak, yöneten veya yönetilen olarak, rahat veya sıkıntılı günlerinde hep aynı ölçü ile yaşar. Ölçüleri, değerleri ve düşünceleri değişmez. Bu özellikleri taşıyan insan birden çok ilaha tapamaz, iki hedefe birden yönelemez ve iki sistemi birden yaşayamaz. Mesela müslüman olan bir kimse başka dinlere mensup milletlerin dini, ahlaki ve sosyal kurallarını yaşayamaz. Başka dinlerde serbest bile olsa İslam'ın haram kıldığı şeyleri yapamaz. Hristiyan, yahudi veya diğer gayr-i müslimlerin törelerine uyamaz ve bayramlarına katılamaz. Dini ayin ve merasimlerine iştirak edemez. Çünkü İslam, müntesiplerini bir bütün olarak ister. Yarı müslüman yarı hristıyan veya biraz müslüman biraz da başka dinler karışımı bir şahsiyeti kabul etmez. Zira Yüce Allah "Sana emredildiği gibi dosdoğru ol" buyurmuştur. Huzur ve mutluluk bundadır. Bunun dışında huzur arayanlar zamanlarını boşa harcamışlardır. Mutluluk, iki yüzlülük ve münafıklıkta değil, Allah'a tam manasıyla teslim olmaktadır. Bu hususta Yüce Allah şöyle buyurur: "Allah, kendisine yönelenleri hidayete erdirir. Onlar, (Allah'a) iman edenler ve gönülleri Allah'ın zikriyle sükunet bulanlardır. Bilesiniz ki kalpler ancak Allah'ı anmakla sükunet (ve huzur) bulur." (Ra'd Süresi, 27-28) Dünyada huzur, Allah'a teslimiyette olduğu gibi, ahirette kurtuluş da yine Allah'a teslim olmaktadır. Bunu Yüce Allah şöyle bildirmektedir:

"O gün ne mal fayda verir ne de oğullar. Ancak, Allah'a tertemiz bir kalp ile gelenler o günde (kurtuluşa erenlerdir)" (Şuara, 88-89)

"Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır. Zaten uzakta değildir. "İşte size vadedilen cennet budur" (denilir. Bu cennet) Allah'a yönelen, emirlerim uygulayan, görmediği halde Rahman'a saygı gösteren ve Allah'a yönelmiş bir kalp ile gelen kimselere mahsustur, (denilir.)" (Kaf, 31-33)

Şu halde akıllılık, zekilik, kurtuluş ve saadet iki yüzlülükte ve batıl inançlara saplanmakta değil, Allah'a teslim olmuş bir kalptedir. Çünkü: "Yüce Yaratıcı hiçbir adamda iki kalp yaratmamıştır.