Prof. Dr. Selçuk Eraydın
Gösterilen makaleler: 1 ile 3 arası
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Örnek Müslüman
Prof. Dr. Selçuk Eraydın
1989 - Temmuz, Sayı: 041, Sayfa: 010

Yüce dinimizin kendine has itikadını ve o inanca bağlı amel ve ahlakını bir bütün olarak yaşamadığımız müddetçe, onu temsil ettiğimizi iddia edemeyiz.

İslâm ideali ise insan idealidir. Çünkü din insan için vardır. Bu idealin gıdası da kalbde oluşan sevgidir. Sevgisi olmayan insanların dindarlıkları sadece bir gösteriden ibaret kalır.

Din kuvveti, bilek kuvveti değildir. O yaşatıcı bir güçtür. Onun dışında meydana gelen kuvvetler yaşamayı, din ise yaşatmayı telkin eder.

İslâmın bir kendi değeri, bir de bizdeki değeri vardır. Önemli olan bizdeki değeridir. Yüce dinimizden gereği kadar faydalandığımız müddetçe iyi bir müslüman olabiliriz. Aksi takdirde kendimizi aldatmış sayılırız.

Mehmed Âkif:

"Müslümanlık nerde, bizden geçmiş insanlık bile!

Adem aldatmaksa maksat, aldanan yok nafile.

Kaç hakîki müslüman gördümse hep makberdedir,

Müslümanlık bilmem amma galiba göklerdedir!"

derken hep bu endişeyi dile getiriyor.

Müslümanın göz önünde tutması gereken hususların başında iyi ve güzel davranış gelir. Kur'an-ı Kerîm'de bununla ilgili birçok ayet-i kerîmede "kötülüğü güzel bir tavırla önlemenin, düşmanlıkları ortadan kaldıran bir tutum olduğu; (Mü'min, 23/96, Fussilet, 41/34) Allah Teâlâ'nın güzel davranışta bulunanları sevdiği; (Al-i îmran, 3/148) "kötülüğü açıklamayıp affetmenin neticesinde, Allah Teâlâ'nın da bu gibi kimseleri affedeceği;" (Nisa. 4/149) İyilik yapana Allah Teâlâ'nın bundan daha üstün bir karşılık vereceği; (Kasas, 28/84) kötülüğü bağışlayanın, mükafatının Allah Teâlâ'ya ait olduğu (Şûrâ, 42/40) belirtilmiştir.

Hayırlı insan, insanlara faydalı olan, onlara güzel davranan salih amellerde bulunan, her türlü hareketlerinde dürüst olan; (Araf, 7/58) insanlara iyiliği emrederken, kedisini unutmayan; (Bakara, 2/44) kötülüğü iyilikle savan; (Kasas, 28/54) kendisi için istediğini kardeşleri için de arzulayan kendi kusurlarıyla ve fakat başkalarının dertleriyle ilgilenen; kimsenin gönlünü kırmayan ve kimseye kırılmayan bir özelliğe sahip olmalıdır.

Müslüman şahsiyet sahibidir. Şahsiyetsiz, mukallid, riyakar insanların İslâm'ın yüce duygusundan nasipleri olamaz. Dindar için dinsiz, Allah Teâlâ'nın lutfundan mahrum zavallı bir insandır. Bu gibi kimseler için

Mehmed Âkif diliyle Hakk'a el açıp şöyle niyaz etmeliyiz:

"Mü'minlere imdada yetiş merhametinle,

Mülhidlere lakin daha çok merhamet eyle!"

Müslüman haya sahibi olmalıdır. Çünkü haya îmandandır.

İslâmı, dünyaya ait işlerimizi ve emellerimizi düzenleyen ve bize dünya menfaati sağlayan bir tarzda değerlendirmek yanlış olur. Onu dünya işlerimizi, ruhun selametine hiç mani olmayacak tarzda düzenleyen bir düstur olarak görmeliyiz.

Müslüman her haliyle insanlara örnek bir davranışın temsilcisi olmalıdır. Maddî, manevî, her sefaletin yanında o bulunmalıdır. Peygamber (a.s) bütün hayatını insanlığın kurtuluşuna adamıştır. İslâm'ı sadece şekil ve kalıp olarak görmek doğru değildir.

Ruh estetiği olmayan milletlerin, şekil estetiği de olamaz. İslâmî değerlerle mücehhez, ulvî ruhların ortaya koyduğu şekil de, bu rûha paralel bir tarzda ortaya çıkar.

İslâmın hedeflediği ruh ve madde bütünlüğü, kendi özellikleriyle gerçekleşirse güzeldir.

İşte müslüman, rûhunun güzelliklerini benliğinde aksettiren, hal ve davranışlarını Allah'ın ve peygamberlerinin ahlakıyla süsleyen örnek bir insan, bir yol gösterici, bir mürşid olmalıdır.

İrşad için ilk prensip doğruluktur. Peygamberlerdeki özelliklerin başında zikredilen "sıdk" da bu fikri teyid etmektedir.

Müslümanların ilk ve son mürşidi Peygamber (s.a.) efendimiz ve O'nun getirdiği Kur'an-ı Kerim'dir. Peygamber "Emîn" idi. Kur'an-ı Kerîm'in bir adı da "Furkan" (hakkı batıldan ayıran kıstas) dır.

Peygamber (s.a.) efendimizi ihtiyarlatan Hûd Süresi'ndeki:

"emrolunduğun gibi dosdoğru ol!" emri, irşad için en önemli hususun doğruluk olduğunu göstermektedir. Her türlü hareketlerimizde dürüst olmalıyız; çünkü Allah doğruları sever. (Bakara, 2/195)

"İnsana sadakat yaraşır görse de ikrah

Yardımcısıdır doğruların Hazret-i Allah!"

"Korkma nâdandan ki ateş olsa yandırmaz seni,

Müstakim ol Hazret-i Allah utandırmaz seni."

Müslüman hikmetli davranışlarıyla herkesi imrendirmeli, bir mübelliğ sıfatıyla İslâmı sevdirmelidir. Nitekim Kur'an-ı Kerîm'de Allah yoluna davette şu tarz bir siyaset emredilmiştir:

"Ey Muhammed! Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle çağır; onlarla en güzel şekilde mücadele et." (Nahl, 16/125)

Hikmet, hüküm, hükûmet, ihkâm manasında mastardır ve çeşitli anlamlarda kullanılmıştır. Umumî olarak hikmet, menfaat ve maslahat manasında güzel ilim ve salih amel demektir. Yani hem ilim, hem amel hikmetin en yakın manasını teşkil eder. (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini, Kur'an Dili, c.II, s. 925)

Kur'an-ı Kerim'de hikmet kelimesi ondokuz yerde ve ekseriyetle kitapla birlikte zikredilmiştir. "Kitabı ve hikmeti öğreten..."

İsrâ Sûresi'nde: "Bunlar sana Rabbinin bildirdiği hikmetlerdir," (İsra, 17/39) buyurulmuştur. Ayetin üst tarafına baktığımız zaman, bu hikmetlerin şunlar olduğunu görmekteyiz:

"Hiç değilse tatlı söz söyle.

"Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme; büsbütün de açıp tutumsuz olma. (17/32)

"Sakın zinaya yaklaşmayın.

Yetimin malını (yemeyin).

"Ahdi yerine getirin.

"Bir şeyi ölçtüğünüz zaman, ölçüyü tam tutun; doğru terazi ile tartın.

"Bilmediğiniz şeyin ardına düşmeyin. Kulak, göz ve kalb, bunların hepsi o şeyden sorumlu olur. (17/37)

Bu ayet-i kerîmeler ışığında hikmet sahibi olan müslümanı şöyle tarif edebiliriz: İnsanlara münasebetinde herkesi kendisine hayran bırakan: hal ve hareketleriyle örnek olan, parmakla gösterilen, ne güzel insan! dedirten kimse, hikmet sahibidir.

Dinî hükümleri, ahlakî prensipleri, iman esaslarını mücerret bilgiler tarzında değerlendirmek, insanlığa hiçbir fayda sağlamaz. Bu mücerret bilgilere sahip olanı dindar saymak da mümkün değildir. İlmiyle amil olmayan insanın, ne kendine, ne de başkalarına faydası olamaz. Kendisi muhtâc-ı himmet olanın, kardeşine himmet etmesi düşünülemez. Müslümanlar üsve-i hasene olan Peygamber (s.a.) in kavlî, fiilî ve takriri sünnetine tabi olmayı tavsiye ve O'nun sîretini örnek olarak takdim etmelidir. Bu hususta Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Habîbim de ki; gerçekten Allah'ı seviyorsanız, bana tabi, olun ki, Allah da sizi şevsin." (Al-i'İmran, 3/31)

İslâm dininde baş vurulacak iki kaynak; Kitap ve sünnettir. Bu iki kaynaktan feyz almayan bir müslüman örnek insan olgunluğuna eremez, sevemeyen sevdiremez, yaşamayan yaşatamaz.

Müslümanın müessir olması, onun güzel davranışlarına, aşkına, şevkine ve iştiyakına bağlıdır. İslâm düşüncesini, fikrini, kültürünü yaymak, İslâm ahlak kurallarından çıkarılan belirli harekelerin otomatik olarak yapılmasını sağlamak değildir. Sadece, zulmü alkışlayıp, zalimi destekleyen ruhî sefaletleri benimseyip, sadece ahlakın kelimelerini tespihe dizerek tekrarlayan, Kur'an-ı Kerîm'i bir mezarlık kitabı haline getiren zihniyet İslâm'ı ne yaşar, ne de yaşatabilir.

Dini sadece günah-sevap nizamnamesi görüp, onun iyi insan yetiştirme özelliğini unutursak, İslâm'ın hedeflediği bir din anlayışını ortaya koymuş olamayız.

Tohum atmadan toprağı sulayıp mahsul beklemek ne kadar yanlışsa, emek vermeden ürün almayı ummak da o derece hatalıdır.