> Yazara Göre Listeleme > İ > Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan > "Kutlu Doğum Haftası" Üzerine
Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan
Gösterilen makaleler: 106 ile 120 arası < Önceki Sayfa 1...4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 ...16 Sonraki Sayfa >
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

"Kutlu Doğum Haftası" Üzerine
Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan
1994 - Haziran, Sayı: 100, Sayfa: 044

Türkiye Diyânet Vakfı 1989 yılından beri Mevlid Kandili'ni "Kutlu Doğum Haftası" adıyla farklı ve yaygın boyutları olan etkinliklerle kutlamaktadır. Ancak bu sene, Mevlid Kandili'nin yaz aylarına rastlaması ve dolayısıyla faaliyetlerin düzenlenmesi ve özellikle yürütülmesinde karşılaşılan güçlükler sebebiyle Kutlu Doğum Haftası 20-26 Nisan tarihlerinde kutlanmıştır. Bundan böyle de hicrî takvime göre değil, milâdi takvime göre ve sabit şekilde 20-26 nisan tarihleri arasında kutlanacağı açıklanmış bulunmaktadır.

Öncelikle Kutlu Doğum Haftası uygulamasının ve giderek genişleyen farklı kültürel ve sosyal faaliyetlere vesile olmasının sevindirici ve hayırlı bir gelişme olduğunu tesbit etmekte yarar vardır. Özellikle her yıl için ağırlıklı bir konu belirlenmesi, faaliyetlerin büyük bölümü belli bir proğram çerçevesinde ülke çapına yayılırken bir bölümünün de uluslararası düzeye çıkarılması fevkalâde memnûniyet verici hususlardır. Kutlama faaliyetlerinin giderek etkinlik ve seviye kazanması ve gelenekselleşmesi en samimi temennimizdir. Diyanet Vakfı ilgililerine tebriklerimiz de tabiîdir.

Ancak son iki yıldan beri bu faaliyetler içinde kısmen de olsa görev yapan bir kimse olarak, kutlama tarihinin değiştirilmesi ve faaliyetlerin boyutları hakkında düşünce, intiba ve temennilerimi belirtmek istiyorum.

" Mevlid Kandilinin yeri mi değişti?"

1993 yılı Kutlu Doğum Haftası sonrasında, istek üzerine intibalarımı Vakfa bildirirken, faaliyetlerin okullara kaydırılabilmesi açısından haftanın 20 Nisan'a alınmasının isabetli olabileceğine değinmiştim. Ne var ki bu yılki ilk uygulama sonrasında aynı düşüncede ısrar edememekteyim. Hemen hemen haftanın her gününde bir görev yapmış olmama rağmen, kendi içimde mes'eleye konsantre olamadığımı ya da "havaya giremediğimi" itiraf etmeliyim. Proğramların icrasında takdimcilerin de aynı halde olduklarını izledim. "Mevlid Kandili bugüne alınmış değildir. O her zamanki gibi günü geldiğinde yine kutlanacaktır. Bu, Kutlu Doğum Haftası'dır. Milâdi takvimle Peygamber Efendimizin doğum yıldönümüdür. Bu sebeple onun doğum yıldönümünü bir hafta olarak kutluyoruz.." gibi açıklamalar, izleyicilerdeki tereddüdü gidermeye yetmedi. Hafta boyunca hep aynı soru tekrarlandı durdu: Mevlid Kandilinin yeri mi değişti?

Mâlik Binnebi'nin, müslümanların fikrî problemlerini incelerken işâret ettiği gibi, "müslümanların uğradıkları fikrî ve ahlâki çöküntünün sebeplerinden biri de kendi tarihi devirleriyle bağlarını koparmış olmalarıdır. Meselâ şimdi müslümanlar (onun verdiği tarihleri değiştirerek söylersek) hicri 1414 yılında değil de milâdî 1994 yılında yaşadıklarına inanmaktadırlar. Bu bakış açısı, İslâm'a ait meseleleri kendi tarih çerçevesi yerine, batı medeniyeti çerçevesine oturtur."(l) Dolayısıyla bir mes'eleyi, kendi tarihi alanında ele almak büyük önem taşır.

Bu sebeple "Kutlu Doğum Haftası" da miladî takvime göre değil, daha önceki yıllarda olduğu gibi hicrî takvime göre kutlanmalıdır. Merhum Mehmet Akif Ersoy'un ifadesiyle "başlarda gezen kanlı ayakların suya erdiği" o yegâne olayın yıl dönümlerinin kendi tarihî zemininde kutlanması, hem kutlayanların psikolojisi, hem de olayı yeni öğreneceklerin doğru bilgilendirilmesi açısından önemlidir. Millet, alışmış olduğu Mevlid Kandili kutlamalarının kaldırılıp kaldırılmadığını sorup durmaktan kurtulmuş olacaktır. Bilinen bir gerçektir ki toplumlar, sıhhatli ilgi kuramadıkları faaliyetlere itibar etmeme eğilimindedir. Tereddütlere sebep olan uygulamalar, iddia ve ümitler ne olursa olsun, beklenen sonucu almayı daima engellemektedir.

Mevlid Kandili gibi toplumda çok yaygın bir zemin oluşturan etkili bir zamanlama fırsatını, kendine has seyyâliyeti ve şartları içinde "Kutlu Doğum Haftası" olarak kutlamak çok tabiî ve isabetli olur. Nitekim önceki yıllardaki uygulamalar da bunu göstermiştir.

Önümüzdeki sekiz on yıl için Mevlid Kandili'nin yaz mevsimine ve dolayısıyla okulların tatil olduğu döneme rastlaması gibi mevsimlik ve geçici sebepler, temelli bir gelenek üzerinde tereddütler doğuracak yollara gitmek için gerekçe yapılmamalıdır. Düşünülmelidir ki, Mevlid Kandili, 20 Nisan'a yaklaştığı, meselâ Mayıs ayının ilk günlerine ya da 29-30 Nisan gibi tarihlere geldiği yıllarda bu uygulama ne kadar kargaşaya ve tereddütlere sebep olacaktır.

Öte yandan enflasyonist bir uygulama haline gelen "kutlama haftaları"ndan farklı olabilmek de, kutlu doğumu tam zamanında yani kendi tarihî zemininde ve toplum bilincinin en üst seviyede uyanık olduğu "Mevlid Kandili" günlerinde kutlamakla mümkün olacaktır. Böyle yapılırsa hem proğramlarda görev alanlar hem de izleyenler için "havaya girememe" problemi kalmayacaktır.

Sabit bir tarihte uygulanmasında ısrar edilecek olursa, o takdirde haftanın adının değiştirilmesi, yani Mevlid Kandili ile karıştırılmasını önleyecek bir isim bulunması yoluna gidilmelidir. Oysa "Kutlu Doğum" nitelemesi de oldukça güzel ve toplumca benimsenmiş bir isimdir. En iyisi onu, Mevlid Kandili ile birlikte değerlendirmektir.

İntibalar

1994 yılı Kutlu Doğum Haftasında İstanbul bölgesinde iştirak ettiğim cami ve salon faaileyetlerinde tatmin edici bir dinleyici kitlesi bulunmuştur. Ancak düşünüldüğü gibi bu kitlenin büyük ölçüde cami cemaati dışına taştığını söylemek mümkün değildir. Yani hemen hemen her mevsimde üç aşağı beş yukarı bulunabilecek bir dinleyici kitlesi bu faaliyetleri izlemiştir.

Faaliyet proğramının haberleşme ve kitle iletişim araçlarında, yazılı sözlü basında gerektiği kadar ne duyuru olarak ne de haber ve değerlendirme olarak yer almadığı da bir başka gözlemimdir. Yerel radyo ve televizyonların konuya ne ölçüde eğildiklerini bilememekteyim.

Öte yandan okullarda yürütülmesi planlanan bazı yarışmaların Milli Eğitim Bakanlığı'nca kısıtlanması da bir başka talihsizlik olmuştur. Bazı yörelerde yine de bazı yarışma proğramlarının icra edilmiş olması sevindiricidir.

Dipnotlar:

l. Bk. Fevziye Bariun, "Mâlik Binnebi ve İslâm Ümmetinin Fikri Problemleri" (Çvr. Ö.Ertuğ), İslâmî Sosyal Bilimler Dergisi, c.1, sy. 2, s. 70 (İstanbul,1993)

KUTLU DOĞUM HAFTASI İLE İLGİLİ BAZI TEKLİFLER

1. Kutlu Doğum Haftası Mevlid Kandili ile birlikte kutlanmalıdır. Faaliyetler ona göre düzenlenmelidir. Seyyaliyet ve etkinin arttırılması zamanla oynayarak değil, faaliyetleri tür ve kapsam olarak şartlara uygun hale getirerek sağlanmaya çalışılmalıdır.

2. Faaliyetlerin duyurusu daha hafta başlamadan memleket çapında etkili biçimde gerçekleştirilmelidir. Medya bu konuda paralı-parasız mutlaka devreye sokulmalıdır.

3. Paket proğramlar hazırlayıp o hafta boyu yerel ve genel kanallarda yayınlanması sağlanmalıdır.

4. Hafta boyu, her gün bir veya bir kaç bölgede yapılan faaliyetlerin basınımızca haber yapılması sağlanmalıdır.

5. Toplumun belli kesimlerine bu hafta boyu"Kutlu Doğum Hediye Paketi" içinde yiyecek yardımları ulaştırılmalıdır.

6. Bu hediye paketi belli kesimler için de Peygamberimizi anlatan değişik seviyelerde kitapcıklar, broşürler, bantlar paketi şeklinde düzenlenebilir.

7. Meslek ve kültür kuruluşlarının kendi bünyelerinde hafta boyunca proğramlar düzenlemelerine yardımcı olunmalıdır.

8. Her yıl gerçekleştirilen faaliyetlerin metinleri kitaplaştırılmalı,sesli-görüntülü malzeme arşivi oluşturulmalı.

9. Bu malzemelerden yapılacak seçmelerle oluşturulacak tanıtım bant ve kitaplar kitle iletişim merkezlerine ve eğitim-öğretim kurumlarına ulaştırılmalı.

10. Toplumun bütün kesimlerinin kutlu doğum ile ilgilendirilmesine çalışılmalıdır.

11. Herkes bu hafta içinde "Hz. Peygamber için bir şey yapmaya" davet edilmelidir. Gerekirse bu "bir şey" her sene için merkezden tesbit edilerek duyurulabilir.

Kutlu Doğum'un aydınlığında ve önderliğinde dünya insanına İslâm'ı ulaştırma ve tanıtma faaliyetlerinin giderek yeni boyutlar kazanması, kutlama faaliyetlerinin bu hedefi yakalama çabalarını arttırıcı ve hızlandırıcı olması en samimi temennimiz ve beklentimizdir.