> Yazara Göre Listeleme > F > Fuat Akpınar > Yolculukta Önceliklerimiz ve İnceliklerimiz-1
Fuat Akpınar
Gösterilen makaleler: 1 ile 14 arası
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Yolculukta Önceliklerimiz ve İnceliklerimiz-1
Fuat Akpınar
2013 - Eylül, Sayı: 331, Sayfa: 018

Yolumuz; benlikten kurtulup hiçliğe bürünerek, Kur’an ve sünnet çerçevesinde itikad, ibadet, muamelat ve ukubatta zirve olan Peygamber efendimiz (s.a.v.)’e benzeyerek Allah’a (c.c.) kul olma yoludur, merasim yolu değildir.

Peygamber efendimiz (s.a.v.)’e muhabbet Cenab-ı Hakk (c.c.)’a götüren en kestirme yoldur. Çünkü bu muhabbet yolunda müjdeleyici olmak, uyarıcı olmak, hakkın şahidi olmak ve emin olmak, ülfet etmek, problem çözmek, paylaşmak, karşılıksız vermek ve yük olmamak gibi ahlakı hamide’den nasibdar olmak vardır.

Çerçevesi Kur’an-ı Kerim ve sünneti seniyye tarafından çizilen sahih bir iman, ilim, amel ve takva üzere yaşayıp öylece ölme hedefi ve gayreti yolumuzun esasıdır.

İlim ve amelde ihlas şarttır. İlim zaruridir ve kalbin Cenab-ı Hakk (c.c.) ile beraberliğinin devamı manası olan tefekküre geçirip takvaya götürmelidir, onun da farik vasfı hiçliktir. Aksi takdirde zihin bilgi deposu olur, “Ben” dedirttirir ve şahsı idlal eder. “Ben”, bir çıkmaz sokaktır, Cenab-ı Hakk (c.c.) orada boğulmamızı istemiyor.

Allah (c.c.)’a ve Rasulü (s.a.v.)’ne itaat ve muhabbet birlikte olmalıdır. Rabbimiz (c.c.)’in bizden istediği ruhun pırlantası olan muhabbettir, onun da kantarı fedakârlıktır. Sevgi, Cenab-ı Hakk (c.c.)’a yöneltilmekle kemalâta ulaşılabilir ve bir ömür boyu devam etmelidir.

Allah (c.c.) Rasulü (s.a.v.)’ne benzemenin diğer bir adı olan takva için ameller muhabbetle yapılmalıdır ve gayesi riyadan kurtulmak olmalıdır. Çünkü takva yolunun malzemesi kulluğun başlangıcı olan muhabbet, neticesi ise adabtır.

Tabiat-ı asliyesi merhamet olan kamil mü’minin, sevgi, cömertlik, mütevazilik, fedakarlık, diğergâmlık, affedicilik, sadakat, vefa, iffet, haya, adalet, nezaket, zerafet ve hilm gibi nice güzide hasletlerle donanıp Rahman (c.c.)’ın has kulları sıfatını kazanarak mahlukatına şefkatle muamele etmesi eşrefi mahlukat olmasının gereği ve ebedi saadet yurdunun anahtarıdır.

Peygamber-î (s.a.v.) bir haslet olan seherleri değerlendirmek yolumuzun temel taşlarından olup en güzel şekilde istifade edilmeye gayret gösterilmelidir.

‘Tövbe yanlışı yapmamak üzere Cenab-ı Hakk’a (c.c.) söz vermek, istiğfar ise bağışlanma dilemektir’ bilinciyle kalb havf ve reca halinde olacak, Rabbimizin lütufları unutulmayacak, muvaffakiyetler Allah (c.c.)’dan bilinecek, nimetlerine gereği gibi şükredemediğimiz ve sayısız günahlarımız için samimiyetle tövbe ve istiğfar edeceğiz.

Kelime-i tevhid; manası bilinerek ve farkında olarak gereği gibi söylenmeli. Böylece kalb itminana ermeli, huzur bulmalı, şefkat ve merhametle donanan kulluk şuuru ziyadeleşmelidir. En zor işin kelime-i tevhid ile yaşayıp kelime-i tevhid ile ölmek olduğu unutulmamalı, son nefeste ne ile meşgul olmak istiyorsak hayatı da onunla süslemeliyiz.

Mü’min; salavatı şerife ile selamlaştığı Rasulü Kibriya (s.a.v.) Efendimizin ruhaniyetinden istifade edebilmek için sünneti seniyeye tam bir teslimiyetle ittiba etmeli ve onun hayat ölçülerini kendi hayat nizamı haline getirme gayretinde olmalıdır.

Tefekkür-ü mevt ile meçhul alem yolculuğu iyi idrak edilmeğe çalışılmalı, dünyanın gel-geç sevdalarına ve fani cazibelerine aldanmayıp, ebedi selamet yurduna her türlü günah kirinden arınmayı arzulayarak, yaratıldığı ilk gün gibi tertemiz bir ruhla varabilmenin gayretini göstereceğine azmetmelidir.

Her türlü ruhani feyz ve bereketin kaynağının Halık-ı Zülcelal vel Kemal olan Hazreti Allah (c.c.) olduğu unutulmadan ‘Rabıta; muhabbeti taze tutma gayretinin adıdır, ötesi şirke götürür’ bilinci ile Hz. Peygamber (s.a.v.) ve onun izini takip edenlerle birliktelik şuuru oluşturulmalıdır.

Yaradılan herkes acizdir. Himmet: Cenab-ı Hakk (c.c.)’a kardeş için dua etmektir, yolun önündeki de sonundaki de duaya muhtaçtır. Yolculuğumuzun inceliklerinden ve farik vasıflarından biri de; ana-baba, akraba, eş-dost, üstad ve yarenlerimizin ahirete intikal etmiş olanlarını hayırla yad edip onlara rahmet okumak, hayatta olanlarla da mümkün mertebe ziyaretleşip varsa imkan nisbetinde ihtiyaçlarını giderip sağlık ve afiyet temennilerinde bulunmaktır.

Cenab-ı Hakk (c.c.)’ı görüyormuşcasına ihlasla ibadetler edip ameller işlemeli, ihsan şuuru ile ilahi kameraların kontrolü altında olduğunu bilmeli, niyetlerini sağlam tutmalı ve kulluğun başlangıcı olan muhabbetten nasiplenmelidir.

Gönlünü dergah haline getirme gayretinde olan kimse kardeşlerinin kendine zimmetli olduğu bilinciyle, gerek faytonlarda gerekse köşklerde mü’min kardeşlerinin hizmetinde bulunarak şeytanının müslümanların enaniyetlerini çarpıştırma hilesini sezer ve sulh-u salah için denge insanı konumunda olur.

Siyeri kalben okuyan sahabi efendilerimize benzemek için; gafil zenginlerle sohbet etmemeli, arkasında gurur ve kibir olan gıybet hastalığından kurtulmalıdır. Çünkü kişide, gıybet ederken başkasını küçülterek yükselme isteği vardır.

Bu yolda meczubluk yoktur, caziplik vardır. Söylenen söz ve yapılan işler mü’min kimliğini aksettirmeli ve kulların gönlünü Cenab-ı Hakk (c.c.)’a teveccüh ettirmelidir. En korkunç canavar enaniyettir. Kalbî bu canavardan kurtarmak öncelikli fetihtir. Kalbi hayat boşluk kabul etmez, hayırla doldurulmazsa orayı şerler istila eder.

‘Öfke gelince irade kaybolur, öfkeyi yutmak esastır. Mahlukata hizmette içimizde irade varsa yerim dar, yenim dar’ olmaz. ‘Dil dudak deprenmeden sözü işiten gelsin’ diyen dostun gönlünü iyi okuyarak zaman ve mekana uygun iş ve ameller icra etmeliyiz. Sükutumuz; sevgi, asalet ve tefekkürümüzün göstergesi olmalı.

Vazifemiz dostumuzu camiye ve cemaate taşımak ve hakka vasıl olacak ihsan şuuru kazanmasına vesile olmaktır. Yatılan yatak bile incitilmemeli bilinciyle yanlışlar giderilmeye çalışılırken şahsiyetler kırılmamalı, çünkü tamirciye eşyanın bozuk olanı götürülür.

Model insan olma gayretinde olmalıyız. Kişi ibadetlerden ziyade teslimiyeti ile erer. Sami Sultan ‘tedbir ve takva’ ehli, sükûtiliği ve edebi dillere destan olmuş olup, Sahib’ül vefa Musa efendi tertipli, düzenli, intizamlı ve çok sehavetli idi.

Ahlakın kemaline erme yolunda nafile ibadetleri çoğaltarak, merhamet, sehavet, fedakarlık, nezaket, dirayet ve vakar hasletleri ile donanıp, yaradılanlarla geçimli olmayı şiar edinmelidir.

Rabbimizin sevgisine mazhar olabilirsek, ilahi kaynaktan beslenen sevgimizi mahlukatına yönlendirerek kabahatler tenhalarda ve usulünce giderilmeye çalışılırken hak setredilmemeli zira ‘hakikati sevenler haksızlık yapamazlar’.

İstişare laf taşıyanla değil zaman ve mekan nezaketini iyi bilen, hak ve hukuk hassasiyeti olan, merhametli ve ufku ötelere ulaşabilen, az ve öz sözle cevap veren, konu ile birebir ilgili hem de bilgili, dünya menfaatlerine kapalı salih kimselerle yapılmalıdır.

Dünyaya geliş gayemizin aslının ‘başkalarına had bildirmek değil kendi haddimizi bilmek’ olduğu unutulmamalı, ve dünyanın doyumluk olmadığı, ancak ve ancak tadımlık olduğu idrakiyle ‘Dünyada garib ve bir yolcu imiş gibi yaşa’ hadis-i şerifini unutmadan yaşamalıdır.

Not: Bu yazı Muhterem Osman Nuri Topbaş Hocaefendi’nin Eserlerinden istifade ile hazırlanmıştır.